D Ali Eğler (1926-2011)
[Babamın hayat hikayesini kendi anlatımıyla sunuyorum. Bana ait açıklama ve yorumları farklı font ve renkte gösterdim. -- M Akif Eğler]
![]() |
| İstanbul 1984 |
Karaman'ın Hoca Mahmut Mahallesinde, toprak damlı kerpiç bir evde doğdum. Saf ve orta halli bir Anadolu ailesinde yetiştim. Evimizde içki, kumar, kavga hiç yoktu. Beslenmemiz buğday ağırlıklı idi. Eti ve yağı az yiyince insan sağlıklı oluyor. Çok şükür, bu yaşa [81] geldim ve bütün organlar iyi çalışıyor. Bir tek kalp tekliyor, onun da sebebi belli: Hareketsizlik, iş stresi ve sigara.
Benimle küçük ablam arasında 12 yaş fark var. Annem, bu süre içinde ölen 10 çocuğuna bakıp ilk adımı "Durmuş" koymuş. Çocuk ölümleri çok fazlaydı ve "normal" sayılıyordu. Difteri, tifo, sıtma gibi hastalıkların hepsini geçirdim ve kuvvetli bir bağışıklık kazandım. Zayıf bir bünye ile bu yaşlara gelmem Allah'ın bir lutfudur. Annem "Durmuş Ali'm yaşarsa askere giderken bavulunu sırtımda taşıyacağım" demiş ve 67 yaşında bu sözünü uyguladı!
Ortaokulda iken küçük bir su kabağından kumbara yapmıştım. Giderek ağırlaştıkça seviniyordum. Nihayet bir gün kabağı kırdık, içinden 50 lira çıktı. Babam da üstüne eklemiştir, bu para ile bir camız [manda] aldık. Cins bir hayvandı. Her gün iki kere sağılırdı. Üç mandanın sütünü birleştirip [üç günde bir kere] yoğurt yapardık. Yağlı olduğu için bunu kullanmaz, yayıktan geçirirdik. Yılda 100 kilo kadar yağ çıkardı, çoğunu satardık. Ayranı da tülbentte bekletir, yağsız süzme yoğurdu yerdik. Suyunu bile ziyan etmez, [yemeklerde] kullanırdık. Her sene bir yavrusu olurdu. Dişi düveler çok para ederdi. Yavrusundan ayrılınca günlerce ağlardı, ben de onunla birlikte ağlardım.
Babam çocuklarını okutmayı, hele devlet memuru yapmayı hiç istemezdi. Konya Lisesine yatılı gidişim Karaman'daki öğretmenlerin babama baskısı ile gerçekleşti. Yoksa ben de ağabeyim gibi dabakhanede deri işleyerek baba mesleğine devam edecektim. Neyse ki esnaflığa hiç kabiliyetim yoktu, "bu çocukta iş yok, bari okusun" esprisi hakikat oldu.
![]() |
| Lise mezunu 1944 |
Liseden sonraki yıl terk-i tahsil etmek zorunda kaldım, çünkü daha ilerisi için bir yol görünmüyordu. İş Bankasında stajyer olarak bir süre çalıştım ve tatbiki muhasebe öğrendim. Bu bilgi sonraki iş hayatımda hiç beklemediğim kadar faydalı oldu. Okulda her şey öğretilmiyordu!
Lisede fen şubesindeydim ve ezberi hiç sevmezdim. Doktor olmak isterdim, tıp ya da mühendislik bana daha uygundu. Lakin, leyli-meccani (parasız yatılı) diye Mülkiye'ye girdim, bir baktım ki bir sürü kalın kitap: Hukuk, iktisat, maliye, hepsi ezber. Ömür boyu "neden doktor olamadım" diye hayıflanmak yerine, hemen duruma uyum gösterip sınıfın en iyileri arasına girdim. 1949'da Maliye şubesinden mezun oldum.
Devlet Memuru (1949-1967)
Devlet bizi okutmakla kalmadı, işimiz de hazırdı. Maliye Bakanlığında basit bir memurluğa başladım. Tatmin edici değildi ama iş iştir, başka ne yapacaktım... Her ay başında bir kahvehanede cüzi bir maaş dağıtırlardı. Bir çalışma masamız bile yoktu. Birkaç ay sonra açılacak hesap uzmanlığı imtihanını heyecanla bekliyordum.
Bir yandan da Karaman'daki ailem, bir an önce evlenmem için manevi baskı yapıyordu. Babamın gönderdiği aracıya şunu dedim: "Bak ağabey, şu imtihanı kazanırsam benim önüm açılacak, isteyeceğimiz kız da farklı olacak, biraz sabretsinler..." Yaşlı babamın sadece iki senesi kaldığını bilseydim belki böyle demezdim.
![]() |
| Bursa 1951: Yeni evli yedek subay |
1950 ortasında İstanbul'da hesap uzmanı muavini olarak işe başladım. Normal bir maaş 100-150 lira iken, biz harcırahlarla [yolluk] ayda 400 lira alırdık. Demokrat Parti seçimi kazanınca rahmetli annem "oğlum bunlar sizin harcırahları kesmesinler" dedi. Hakikaten bir kaç ay sonra bizim maaş üçte birine düştü. Annemin ferasetine bir örnek olan bu durumu düzeltmek iki ay sürdü, ama hesap uzmanları hükümetin aleyhine döndüler.
Muavinliğim sırasında en çok faydalandığım üstadım, Hayrullah bey oldu. Tam bir İstanbul beyefendisi olan bu kişiden Türkçe rapor yazmak dahil pek çok şey öğrendim. Muavin olmakla iş bitmiyordu, zor bir sınav daha yapıp sıkı bir eleme uyguluyorlardı. Çünkü hesap uzmanı olarak devleti temsil ediyorduk, vergi kaçağı bulduğumuz zaman kimseye sormadan dava açma yetkimiz vardı.
1953 senesinde ehliyet sınavını vererek uzman oldum. Artık, hesapları incelemeye tek başına ya da bir muavin ile gidiyordum. Her sene üç dört ay süren turnelerimiz olurdu. Bilmediğimiz bir şehirde ev tutar uzun süre kalırdık. İzmir, İskenderun, Keskin, Antalya, Gaziantep, Diyarbakır...
1959'da aramalı bir tetkik geldi: Koç şirketlerinden birinde önemli bir vergi kaçağı bulduk. Grup başkanımız, bu durumdan siyasi bir yarar sağlamak istedi. Vergi kaçağını basına açıklayarak o zaman CHP'ye yakınlık gösteren Vehbi Koç'u zor durumda bırakmak, böylece grubunun DP hükümeti yanındaki itibarını artırmak istiyordu. Ben buna engel oldum, "Böyle bir şey yapacaksanız önce benim istifamı kabul edin" dedim. Çünkü mahkemeye intikal etmiş bir meselenin siyasi amaçlara alet edilmesi doğru değildi. Bundan habersiz olan Vehbi Koç, benimle görüşmek istemiş. Gitmedim, oğlunu gönderdi, onunla görüştüm.
5-6 ay sonra 27 Mayıs darbesi oldu. Koç, Hilton otelinde darbecilere resepsiyon verdi. Grup başkanı "İyi ki basına açıklamamışız" diyerek bana müteşekkir kaldı. Bu olaydan sonra gruptaki itibarım iyice yükselmişti.
Başımın derdi olan lisan imtihanını zorla geçerek 1962'de vergi etüdü yapmak üzere bir sene için ailece Fransa'ya gittik. Hesap uzmanlığının önemli bir avantajı "etüt" denilen bu bir senelik izindi. Orada tutumlu olmak şartıyla biraz tasarruf yapıp bazı eşyaları vergisiz getirmemiz mümkün oldu.
![]() |
| Paris'te vergi etüdü (1963) |
Fransa'dan dönüşte Ankara'da, Maliye Bakanlığında görev aldım ama kısa süreli olduğu için evi taşımamıştım. Görevin sonunda yeni vergi kanunlarını halka açıklamak için kitapçıklar ve gazete yazıları gerekiyordu. Bu nedenle görevim bir sene daha uzatıldı. Böylece Ankara'ya taşındık. Ankara'daki günler çok farklı ve yüklü geçiyordu. Bu arada Koç'tan gelen iş teklifini "Benim mukadderatım devlette" diyerek geri çevirdim. O sırada yeni kurulan Devlet Yatırım Bankasından teklif aldım.
1964'de yeni kurulan Devlet Yatırım Bankasında mali grup başkanı oldum. Bankada sözleşmeli olarak çalışıyorduk. Net maaşım, iki katı yükseldi. İşimiz çok önemliydi: Devletin yapacağı yatırımları inceleyip belirli bir sürede kendisini ödeyebilecek projeleri destekleyecektik. Her proje teknik, mali ve iktisadi yönleriyle üç ayrı uzman grubu tarafından inceleniyor ve fizibilite raporu hazırlanıyordu. Lakin o "belirli" süre bir türlü belirlenmedi. Devletçi görüşün hakim olduğu o devirde biz her projeyi kabul etmek durumunda kaldık.
Artık 40 yaşını aşmıştım ve bu bankada bana bir istikbal görünmüyordu. Proje değerlendirmesi konusunda çok şey öğrendim. Ama doğru bildiğimi uygulayamadım. "Keşke Koç'tan bir teklif gelse" diye düşündüğüm bir gün masamda teklif mektubunu buldum. Koç'un maliyecisi olan eski bir arkadaş [Samim Şeren] beni işvereni ile görüşmeye çağırıyordu.
Koç Holding (1967-1991)
Vehbi Koç ile ilk görüşmemizin konusu bana tamamen yabancı idi, akşam ajansından gecenin geç saatlerine kadar sürdü. Konuyu bilmediğim halde bir falso yapmadım. İkinci görüşmede "Ne kadar maaş istiyorsun" diye sordu. Ben de durumumu anlattım, özel bir şey istemedim. O da doğrusu pek az verdi, ama yıl sonunda bir primle durumu düzelttiler.
![]() |
| Bir toplantı sonrası Vehbi Koç ile |
Vakıf: Holding'de ilk işim "Koç Holding Emekli ve Yardım Sandığı Vakfı" oldu. Vakfı hemen kurduk, ama üye kaydedemiyoruz. İşveren katkısının vergi muafiyetine Maliye itiraz ediyor. 105 adet dava kaybettik. Nihayet, Bursagaz'ın Danıştay'daki davasına yanıma iyi bir avukat alarak, Yönetim Kurulu üyesi sıfatıyla gittim. Konuyu çok iyi anlattım. "Bu basit, mali bir konu değil, çok mühim sosyal bir konudur" diyerek çalışanlar için önemini anlattım. Avukat da işin hukuki boyutunu açıkladı. Karar 4-1 lehimize çıktı. Bugün Yardım Sandığı, Koç çalışanları için önemli bir gelir kaynağı oldu. Tabii, işin başında sıkı tutmak, sağlam durmak gerekiyordu. Yoksa, böyle hazır toplanmış paraya göz diken çok olur. Paranın çar-çur edilmesini önledik.
| 50 yaşında iken ailesi ile (1975) |
Migros: Menderes zamanında yine bir pahalılık olmuştu. Devrin "Küçük valisi" -aynı zamanda belediye başkanı- Fahrettin Kerim, Migros ile ortaklık kurdu. Önceleri, ilk 15 sene, işler fena gitmedi, ama 1970'lerde sendika firmayı çalıştırmadı. Neymiş, "burada 9-17 çalışılırmış, devlette fazla mesai olmazmış." Hiç bakkal saat 5'te kapanır mı? İş yürümedi. Devlet Migros'a "Kapat, git" dedi, onlar da ortak arayışında Koç'u buldular. Bir milyon TL gibi komik bir paraya -15 milyon şüpheli alacağı dahil- 1975'de devrettiler.
Şüpheli alacakların da vergisi olduğunu söyledim, "öyle saçma şey olmaz" deyip gözardı ettiler. Az zaman sonra sonra bir müfettiş bunu yakaladı. Vehbi Bey çağırdı "Bu ne?" Eski raporu bulup gösterdim, "size söyledim, kimse dinlemedi." Avukata sordular, "Kanun açık, haksızız." O vergiyi cezalı ödemek patronlara çok zor gelmişti. Bir süre bizim müdürler Migros'u iyi idare etti, ama sendika ile başa çıkamadılar. Sonra Maret'te birisi vardı, geldi Migros'u göklere uçurdu. Holding'e CEO oldu. Şirketine o kadar sahip çıkmıştı ki, Migros iki milyara satılınca istifa etti, Migros'u yine o yönetiyor. Sonra maliyeciler sorun çıkardılar: "Bu şirket bir milyona alınmaz, yalan beyan ettiniz, kârı gizlediniz." Halbuki, devlet bedava devretmeye hazırdı, 1975 tarihli teklif yazısını İsviçre Migros'tan bulduk da konu kapandı.
![]() |
| Holding'de 20. yıl kutlaması: Vehbi Koç plaket veriyor (1987) |
Başarının arka planı
[Babam başarının para ile ölçüldüğü işlerde çalıştığı için bu hikayede paradan çok bahsettik. Devlette geçirdiği yaklaşık 20 yıl boyunca amaç hep "daha çok vergi kaçağı bulmak" idi. Masanın diğer tarafındaki 25 yılda ise başarı iki yönlü oldu: Ödenecek vergiyi kanunlar çerçevesinde azaltmak ve bir yandan da sistemi kötü niyetli yöneticilerden korumak!]Aydın [eski hesap uzmanı] 1963'de Koç'a geçmişti Suat da küçük bir şirkete [Motor Ticaret] müdür yardımcısı oldu. Vehbi Bey, aynı kıdemdeki bu iki arkadaşa aynı parayı vaad etmiş ama Suat'ın kısmeti, şirket müdürü genç yaşta ölünce onun yerine geçti. Böylece ara açılıverdi, Suat'ın aldığı primler kat kat arttı. Aydın bunun kavgasını yapıyordu, 10 sene hizmetten sonra ayrıldı. Daha sonra bizim çabalar meyve vermeye başlayınca, Vehbi Bey fikrini değiştirdi, maliyecilerin katkısı kadar değeri de arttı.
1970, Demirel'in açık farkla seçim kazandığı yıllar, lakin bürokrasiye ve sendikalara radikal sol gruplar hakimdi. Maliyede eski arkadaşlarımız bizi -sermayenin adamı diye- kabul etmedi, bir kişi ile görüştük, o da aynen şöyle dedi: "Patronunuza söyleyin, Otosan'da köpekler yavrulayacak." Sendikalar ise görüşmeye yanaşmadan grev kararı verirdi, sol herşeye hakimdi.
[Sistemi yöneticilerden korumanın örneği olarak, 1970'lerdeki ilginç bir olayı isim değiştirerek aktarıyorum. Bu müdürü gerçek adıyla web'de aradım, övgü dolu yazılar buldum, çok hayırsevermiş. Anlaşılan zenginden alıp yakınlarına dağıtmayı hırsızlık saymamış.]SBF mezunu çok yetenekli genç bir müdür düzenini kurmuş, imalat için gerekli parçalar onun üç şirketinden alınıyor, satış da yine onun şirketlerinden yapılıyor. İki kere haksız kazanç sağlıyor, Koç'tan aldığı maaş devede kulak! Yatak odasının tavanı altın işlemeli imiş, Koç'un kızı bile evine ziyarete gitmiş, "Kadir Bey, şu dillere destan tavanı biz de görelim" diye. Hiç aklına gelmiyor ki, müdür maaşıyla bu ihtişam olur mu. Sonunda iş mali gruba geldi, "şirketini gaspeden yönetici" diye ağır bir rapor yazdım. Üst yönetimden Fahir [İlkel] Bey beni çağırdı, ayakta karşıladı: "Ali Bey, bu rakamlar doğru mu?" Elbette doğru, rakamlar benim işim... "Evet, en az üç kere kontrol ettim" dedim. Yönetim kurulu beni soruşturma için görevlendirdi.
Kadir Bey beş-altı koruması ile geldi -- hepsi bir örnek beyaz giyinmiş. Guya tehdit ediyor. "Zahmet etmişsiniz, ben zaten şirkete gelecektim" dedim ama gitmeye gerek kalmadı. Raporumu hemen değerlendirip gereğini yaptılar. Rahmi Bey bir fiyat söyledi "Ya al, ya sat" dedi. "Satarsan peşin öderiz, alırsan üç yıl vadeli." Hırs işte, şirketi aldı, adını değiştirdi. Ama bir şeyi hesap edemedi. Fahir Bey "Bu ürün bizde %5, onda %95, zam yapmayız" dedi. Üç sene zam yapmayınca, millet ucuz eşya sahibi oldu, ucuzluğun sebebi küçük firma ise tutunamadı ve battı. Adam sürekli stres altındaydı, elleri terliyordu. Hakikaten, çok yaşamadı.
Danışmanlık ve Öncesi
1980'ler güzel başlamıştı: Sosyal çalkantı sona erdi, enflasyon azaldı, çocuklarım evlendi, iki torunum doğdu... İşimi severek yapıyordum, şirket denetiminde usta olmuştum. Hesap uzmanı olarak devleti temsil etmeye alıştığımız için, burada patronu temsil eden bir otorite kurmuştuk. Gittiğimiz şirketlerde korku ile karışık bir saygı ile karşılanırdık. Lakin maliyecilerin hiç sevilmediğini iyi bilirdik.
![]() |
| Torunlarla -- 1986 civarında |
Her şey çok iyi giderken, 1984'de ilk kalp krizini geçirdim. Üstüne bir de katarakt geldi, hayatım karardı. O zamanlar göz ameliyatları çok zordu. Ameliyat sonrasında iki gün göz kapalı kaldı ve kıpırdamadan yattım. Sargı açılınca "Görüyorum!" diye bağırmışım. Doktorun şu sözünü hiç unutmadım: "Şüpheniz mi vardı Ali Bey?" Benim bu kadar dert ettiğim şey, doktor için her gün düzelttiği binlerce vakadan biriydi.
Kalp konusu daha önemliydi elbette. Fakat kalp ameliyatı henüz pek bilinmiyordu, anjiyo kelimesini bile duymamıştık. Doktorlar yapılacak bir şey olmadığını söyledi. Koç ailesi şahsi olarak benimle ilgilendi ve Houston'a (ABD) gönderdiler. İkinci gün yapılan anjiyo sonucunda, by-pass ameliyatı önerdiler. Ameliyat yapıldı ve birkaç ay aradan sonra işime döndüm, ama eskisi kadar yoğun çalışamadım. İki ameliyat beni kısıtlı bir hayata döndürmüştü.
65 yaşımı doldurunca [1991] aktif yöneticilik sona erdi. Haftada iki gün gitmek üzere danışmanlığa başladım. İlk işim yine vakıf oldu, ama bu sefer üniversite... Koç Üniversitesinin tarihini anlatan Geleceğe Açılan Bilim Kapısı kitabında şöyle yazılmış:
Prof. Doğramacı, 1988 Ocak ayında Vehbi Koç’u ziyaret ederek üniversite kurma konusunda olumlu telkinlerde bulunur ve böyle bir proje için 10-15 milyon doların yeterli olacağını söyler. ... Vehbi Koç, yükselen rakamlardan dolayı biraz irkilmiştir; kaynak araştırmasına başlamadan önce, Ali Eğler’den bir maliyet etüdü yapmasını ister. Deneyimli bir işletme maliyecisi olan Ali Eğler’in Bilkent örneğinden yola çıkarak bulduğu rakam, “yarıdan fazlası İşletme Fonu’na ayrılmak üzere, 50 milyon dolar...” civarındadır.
İşin içine girince, 50 milyon da yetmedi. Bu tür yatırımlar asla ilk düşünülen fiyatlara çıkmaz, kaynak buldukça tüketir. Lakin toplum için bunların yapılması gerekir. Sadece üniversite değil, lise, hastane ve diğer sosyal sorumluluk işlerinde sürekli bana danıştılar.
Güzel Sözler ve bir Hatıra
• İnsan geçmişin elemlerini unutur, hep iyilikleri hatırlar. Gelecekten ise daima ümitlidir. Ama pek az kişi bulunduğu halden memnundur.
• Bizim nesil dil değişiminin tam ortasında yaşadı. "Hâkime yargıç diyecek kadar kaba değilim" diyen bir hocamız vardı. Başvekil deyince "başbakan demek istiyorsunuz galiba" diye düzelten de vardı. Müselles de okuduk, üçgen de...
• Devlet görevleri geçicidir, önemli olan kalıcı iyilikler kazanmaktır. Makamlara, makam arabalarına sakın gözünü dikme.
[Bu öğüdünü en önce kendisi tuttu. Arkadaşları bakan falan olduğunda, bir şey istemek durumunda kalmamak için onlarla görüşmeyi keserdi.]
• Holding'e çok katkım oldu, senin tasavvur edeceğinden daha çok, hatta benim hayal bile edemediğim kadar çalışıp iş yaptım. "Bir yerin ya kuruluşunda bulunacaksın, ya da yıkılışında" derler, ben kuruluş zamanını iyi değerlendirdim.
• Borsanın iyi tarafı, ekonomi ile hem-âhenk olması: borsa yükseliyorsa genel durum iyidir. Faizler ise tam tersine, ekonomi kötüleşince yükselir.
[Bildiği konularda sohbetine doyamazdık, mesela maliyenin gücü hakkında şöyle bir konuşmamız olmuştu]
- Magna Carta'yı bilir misin?
- Biraz... ilk anayasa mı?
- Lordlar krala "haddini bildiriyor," özellikle mali anlamda. "Senin bütçen şu kadar, bunu aşamazsın" diyorlar. Daha 1200'lerde, krala sınır ve yaptırım koymuşlar!
- ...
- Al Capone nasıl tutuklandı?
- 1930'ların Mafya lideri mi? bilmem...
- Her türlü adi suçu adamlarına yaptırıyor, kendi eli temiz... Cinayetten, uyuşturucu satmaktan mahkum edemezsin. Mali suçtan tutuklandı ve mahkum oldu. Anglo-sakson kültürünün farkı bu işte...
- ...
- Sömürgecilik nasıl sona erdi?
- 2. Dünya Savaşında mı?
- Evet, ama nasıl? Fransızlar çıktıkları yeri darmadağın edip savaşla gittiler. İngilizler ise gittikleri yerde kendi sistemlerini bıraktılar, uzun yıllar ekonomik fayda sağlamaya devam ettiler.
[Hastalığı çok uzun sürmedi, "beni hastaneye götürmeyin" derdi ama bu arzusunu yerine getiremedik, yoğun bakımda ruhunu teslim etti. Allah rahmet eylesin]
![]() |
| Bu hikayeyi yazmaya 2007'de başlamıştım |
![]() |
| İzmir'de babamla kahve keyfi (2009) |
Dipnot
Ali Eğler'in meslek hayatını teşkil eden iki kurum hakkında ek bilgiler:
Hesap Uzmanları Kurulu, 1945 yılında özel bir kanunla batıdaki örneklere ayak uydurabilmek amacıyla kurulmuştur. Hazine ve Maliye Bakanlığı'na bağlıdır. Başlıca görevi ekonomik ağırlıklı olmak üzere dış kamusal denetim yapmaktır. Vergi incelemesi, karapara soruşturmaları, mali ve vergisel düzenlemelere danışmanlık yapmak görevleri arasındadır... [Vefatından iki gün önce] 10.07.2011 tarihi itibarıyla Vergi Denetmenleri, Maliye Müfettişleri, Gelirler Kontrolörleri ile birleşerek Vergi Müfettişi unvanı altında tek denetim birimi haline gelmiştir.
Kurulun kuruluşu sırasında yaşanan Mülkiye-Yüksek Ticaret rekabetini babamdan çok dilemiştim. Eski bir hesap uzmanı anlatıyor: Selahattin Tuncer ile Söyleşi
Tarihçe | Koç Holding, Hedef ve İlkeleri:
- Daima "en iyi" olmak, vazgeçilmez hedefimizdir.
- En önemli sermayemiz, insan kaynağımızdır.
- Amacımız, sürekli gelişmek için kaynak yaratmaktır.
- Gücümüzü aldığımız Türk ekonomisine, güç katmayı hedef alırız.
| Vehbi KOÇ Vakfı senedi 1969'da yazılmıştı 1999'da Öğrenci Merkezinin en görünür yerinde |









Yorumlar